Blue Mosque
Erten Konak
bodyTopRoundy
Erten Konak Hikayesi

Tarihi yarımadayı dolaştığımız keyifli bir gün... İnce arnavutkaldırımlı, dar sokakların birinde, bir konak çıkıyor karşımıza. Tüm yaşanmışlığıyla, buram buram tarih kokan bir konak.

 

Daha önce rüyamıza bile girmeden, ansızın yolumuza çıkan bu eşsiz güzellik karşısında şaşırıyoruz.

 

Yıllar onu biraz yormuş olsa da, gizemli çekiciliği bizi de kendine doğru çekmesine yetiyor. Büyüsünden sıyrılıp biraz dikkatlice bakınca görüyoruz ki, birbirinin içine gizlenmiş bir konak ve bir evden oluşuyor. Cazibesine kapılıveriyoruz birdenbire.

 

 

İçinde yaşayan paşanın, faytonuna ve şanına uygun şekilde düzenlenmiş bir bahçeye giriyoruz; geniş ve yüksek bir kapıdan geçerek. Faytoncunun varlığı hâlâ hissedilebiliyor. Hatta biraz gayret ederseniz sesini bile duyabiliyorsunuz...

 

Bahçesinde muhteşem kelimesinin yetersiz kaldığı, haşmetli bir dut ağacı; iri taneli, beyaz, ballı, tadına doyamadığımız dutlar ikram ediyor bize... Konağın içini gezmek için daha da cesaretlendiriyor bizi bu kibar davranış. Yenik düştüğümüz merakımız, bastırıyor heyecanımızın sesini. Dut ağacına teşekkür ediyor, usulca içeri giriyoruz.

 

Tam karşımızda, yorgun ama bizi gördüğüne memnun merdivenler. Hemen sağında paşanın odası: yüksek tavanlı, yüksek rütbeli, yüksek pencereli...

 

Bu dev pencereler, paşa her yeri görsün, izlesin diye belli ki. Uzun süre bakarsanız, görebilirsiniz büyük planlarının ufuktaki izini... Yukarı katlara çıkıyoruz yavaş yavaş. Malum, yaşayan bir konaktayız. Rahatsız etmemek gerek ev sahiplerini...

 

 

Yüksek tavanlarından, doyumsuz ve kısa sürede bağımlılık yaratan bir ferahlık hissi doluyor içimize. İnsana, ilk kez nefes alıyormuşçasına derin bir mutluluk ve huzur veriyor bu tavanlar. Tarih akıyor içimize...

 

üst kattaki bir odadayız. Ama bir gariplik var... Sultanahmet Camii'ni kim taşıdı bu odanın içine? Hayal mi, gerçek mi gördüklerimiz? Mimar Mehmet Ağa'nın haberi var mı o koskoca eserinin bir odaya sığabildiğinden... Bu gizemi anlatmak çok zor; yaşamak gerek... Sülün gibi süzülen ince uzun minarelerin, naif siluetleri yansıyor duvarlara. O zaman anlıyoruz ki, gördüğümüz yalnızca bir manzara. Ama ne manzara...

 

Merdivenlerden çıkmaya devam ettikçe, deniz kokusu geliyor burnunuza... Dalga dalga martı sesleri yankılanıyor duvarlarda. Dalga dalga güneş kıpırtısı mavi sularda. "Hoş geldiniz" diyor bize, üzerindeki irili ufaklı gemilerle. El sallıyoruz gemilere... Ne güzel!

 

Merhaba Marmara... Merhaba eşsiz güzellikteki adalar...

 

Gezmeyi tamamladıktan sonra 16 odayı da, bir hayale dalıyoruz oturup. "Devam et!" diyoruz bizi bekleyen faytoncuya... "Buradan ayrılmaya niyetimiz yok artık bizim!".

 

Eskiden adına müştemilat denilen, konağın yanındaki küçük beyaz evdeyiz. Yeni adıyla resepsiyonda. Artık biz her zaman buradayız. Sizleri de ERTEN KONAK'a bekleriz efendim.

 

Tarihi birlikte paylaşmak ve yaşamak dileğiyle.

 

 

Şerife Cavidan ERTEN